• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/insanveislamcom/
  • https://twitter.com/insanveislamcom?lang=tr

"FALAN İŞTE ÇALIŞIYORUM ORUÇ TUTMAYABİLİR MİYİM?"

Bakara suresi 184. ayette oruç tutmayabilecek kişiler hasta, yolcu ve oruca güç yetiremeyenler olarak 3 sınıf olarak zikredilir. İşte bu 3. Maddedeki “oruca güç yetiremeyenler” sınıfına kimlerin girdiği / girebileceği fıkıhta asırlarca tartışma konusu olmuş ilk dönemlerden itibaren kabul gören yaygın görüş bunlardan kastın çok yaşlılar, hamile ve emzikli kadınlar olduğunu öne sürerken fukahanın pek çoğu da buna ayetin zahirindeki anlamını da göz önüne alarak oruç tutması durumunda ciddi sorunlar yaşayacak, iaşesini temin edecek vazifesini yapamayacak duruma gelecek derecede ağır ve zor beden işlerinde çalışan kimseleri de katmışlardır. (Bknz. KURAN YOLU TEFSİRİ C. 1 S: 279) (Ayetteki "yutikne" kelimesi farklı bir okunuş ile tam tersi istikamette; "oruç tutmaya güç yetirenler" şeklinde de anlaşılmakta olup o zaman ortaya başka bir mana çıkmaktadır ki biz burada ülkemizdeki genel kabul olan "güç yetiremeyenler" anlamı üzerinden gideceğiz.)

Ancak bu tarif özellikle son yıllarda bu kapsama kimlerin (hangi mesleklerin) girip girmediğine dair yeni bir tartışma başlatmış, bu kolaylık ruhsatını istismar etmek isteyenlerin de sığınağı durumu haline gelmiştir. “Ben çalışıyorum” gerekçesini öne sürerek giderek daha çok meslek grubu mensubu kendilerini bu çembere katmış, etrafımızda da çokca gözlemlediğimiz üzere zamanla her türlü tarımı yapan çiftçiye, boyacıya, tesisatçıya, işçiye, memura, öğretmene hatta markette çalışan kasiyere kadar pek çok sınıf çalışan kendilerini bu ruhsatın dairesinde gösterme çabasına girişmiştir. Medya ve yazı işlerinde (ofiste) çalışan bir kişinin işinin zorluğunu öne sürerek Prof. Dr. Hayreddin KARAMAN hocadan oruç tutup tutmayabileceği yönünde fetva istediği bile olmuştur. (Hayreddin KARAMAN; Hayatımızdaki İslam C.4 S: 91) Peki bu orucu kim tutacaktır, sadece akşama kadar söğüt gölgesinde yatan emekli ve işsizler mi? Ya da çalışanların da büyük çoğunlukla oruç tutması, Ramazan aylarının yerde 1 metre kar olup akşam ezanının 16.20’de okunduğu günlere denk geldiği yıllarda mı mümkün olabilecektir?
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki “ben falan işte çalışıyorum, oruç tutmasam olur mu” şeklinde bir soruya hiçbir din adamı CEVAP VERMEZ / VEREMEZ / VERMEMELİDİR. Çünkü aynı şartlar altında çalışıp da orucunu tutan pek çokları olduğu gibi kimsenin kalbini ve asıl niyetini kimse bilemez. Kaldı ki bu taleple gelen birisinin düşüncesi “orucu tutarsam işimi yapamam, bünyem çok zarar görür” tezinin yanında “çok acıkır susarım yani zorlanırım” niyeti de olabilir. Bu da hiç zorlanmadan, hissetmeden oruç tutma gibi kabul görmeyecek bir mazeret olup bu derecede sıkıntı çekmeden de zaten kimse orucunu tamamlamaz. Elbette ki orucun bir zorluğu olacaktır.

Peki bir çalışanın işinin zorluğunun bu kapsama girip girmediğine kim karar verecektir? Benim yıllardır savunduğum tezime göre kişinin KENDİSİ KARAR VERECEKTİR. Müslüman uygulama alanı çok dar da olsa aşağıda diğer 2 örneğinde de izah edileceği gibi bazı durumlarda KENDİ FETVASINI KENDİSİ VERİR. Ama elbetteki samimi ve objektif bir bakış açısıyla meseleye bakıp, azimet ve ruhsat dengesini de maksimum seviyede göz önüne alarak. Din bazı konularda çerçeveyi bir yere kadar çizer ve gerisini Müslüman'ın vicdanına ve durum değerlendirmesine bırakır.
Mesela din, hastalıkta namaz konusunda insanlık tarihi boyunca rastlanılabilecek yüzlerce, binlerce değişik mazeret ve vücut engeline göre tek tek binlerce fetva vermez, vermemiştir. Rahatsız olan namazı tadili erkanından rahatsızlığı oranında saparak kılabilir der ve bırakır. Durumuna göre en uygun formülü üretmek insana kalmıştır. Sonra da kul, rabbinden samimiyetini öne sürerek ibadetini kabul etmesini bekler. Tarlada namaz kılarken karşılaşılabilecek sıkıntılarda da durum böyledir. Herkes yanında fetva makamı ile gezecek değildir.

Yolculuk vb. sıkıntılı durumlarda namazların cem edilebileceğinin anlatıldığı Diyanet İslam İlmihali’nin seferilik başlıklı maddesinde de durum aynıdır. Yolculukta insanın zamansal ve mekansal olarak karşılaşabileceği tüm sorunlar öngörülemeyeceği (öngörülüp listelense bile elbet sayılanların dışında pozisyonlara da muhakkak düşülebilir) ve hepsi için ayrı ayrı hükümler verilemeyeceği için Müslüman'a sıkıntının şiddeti ve çeşidine göre hareket ederek kendince gerekli gördüğü durumda bu ruhsatı kullanma serbestisi verilmiştir.

Sonuç olarak tekrar etmek gerekirse insan bazı durumlarda kendi fetvasını kendisi verir. Ancak özellikle altını çizelim ki zaten bu tür ahkam kesmelerimizden dolayı bize fena şekilde bozulan arkadaşları daha fazla öfkelendirmeyelim: Burada temel şart samimi ve objektif biçimde durumunu / şartlarını ele alıp azimet ve ruhsat dengesine azami özen göstermektir.

(Metin Sevil)


Yorumlar - Yorum Yaz