• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/insanveislamcom/
  • https://twitter.com/insanveislamcom?lang=tr
İZNE BAĞLI ŞEFAAT
İZNE BAĞLI ŞEFAAT
Şefaat konusunun izne bağlı istisna ifadelerinin kullanımıyla birlikte dile getirildiği âyetlerin toplam sayısı yedidir. Bunlardan beş tanesi şafilerle (şefaat ede­ceklerle), diğer ikisi de meşfû’larla (şefaat edilecek olan) ilgilidir. Ancak toplam yedi olan bu âyetlerin bütünü mü’minler bağlamında değil, Allah’ın berisinde yarı ilah edinen, böylece sahih Allah inancına sahip olmayan mücrim ve müşrikler bağlanımdadır. Bilhassa şâfii durumunda bulunan ve şefaatleri, izne bağlı istisna ifadeleri çerçevesinde konu edinilen varlıkların, müşriklerin edindikleri yarı ilahlar olduğu dikkati çekmektedir. Dolayısıyla şefaat konusu, gündeme gelmesi açısın­dan mü’minlerle değil, müşriklerle ilgilidir. Elbette bu âyetlerin mü’minlere hitap etmediğini iddia ediyor değiliz. Söylemek istediğimiz, ilgili âyetlerin, mü’minlere şefaat edileceğini değil, müşriklerin Kur’ân öncesi inandıkları ve bekledikleri şefaatin asla olmayacağını ortaya koyduğudur. Diğer bir ifadeyle izne bağlı istisna ile anlatılmak istenen, fayda veren veya vermeyen şefaat türlerini tayin etmek değil, Allah’a rağmen şefaat diye bir aracı kurum oluşturarak ahirette kurtulacaklarını zanneden kişilerin, nasıl da hüsrana uğrayacaklarının tenkitli bir şekilde vurgulanmasıdır.
Burada altı çizilmesi gereken bir başka husus ise şudur:
İz­ne bağlı istisnalarla şefaatçiler arasında kendilerinden açıkça söz edilenler, sadece meleklerdir. Elbette kendilerinden şefaat beklenen belki daha başka varlıklar da vardır. Ancak ilgili âyetler bunları beyan etmemektedir. Bunlar arasından sadece meleklerden söz edilmiştir. Bu durum, nüzul dönemi müşrik muhatapların inanç dünyaları sebebiyledir. Aynı zamanda böyle bir söz ediş, meleklerin şefaat edeceklerine yönelik değil, böyle bir yetki ve etkilerinin olmadığından dolayı bu tür­den muhayyel inançların ötesinde varlıklar olduklarını tasrih etmek amacını taşımaktadır.
Kur’ân-ı Kerim, şefaat izninin kime verileceğini bildirmemiş ve meleklerin şefaatine bel bağlayan müşrikleri, peygamberlerinin ve din adamlarının şefaatine bel bağlayan Kitap ehlini kınamış iken, Peygamber (s.a.v) nasıl olur da kendisinin, Allah’ın razı olmadığı günahkârlara şefaat edeceğini söyler? Allah, Kitabında, huzurunda kimin şefaat edeceğini bildirmemiş, doğru dinden ayrılıp ancak birtakım bidat, hayal ve hura­felerle uğraşıp da kendilerine şefaat edileceğini söyleyenleri şiddetle kınamış, kendi huzurunda hiç kimsenin şefaate, hat­ta konuşmaya cesaret edemeyeceğini, ancak izniyle konuşanın da sadece doğruyu söyleyeceğini; yalancıları affettirmeye çalışmayacağını bildirmiştir. Kaldı ki, Kur’ân-ı Kerim’de bildirilen şefaate cesaret edemeyecekler ve Allah’ın razı olduklarından başkasına şefaat etmeyecekler insanlar değil, melek­lerdir, insanların şefaatinden Kur’an’da hiç söz edilmemiştir. Melekler dahi Allah’ın memnun olmadığı kimseye şefaat ede­meyeceğine göre insanlar hiç edemezler.”
Kur’ân’da şefaatin söz edildiği tüm pasajlarda müşrik ve zalimlerin konu edildiğini görmekteyiz. Onların yanlış ahiret anlayışlarının konu edildiği yerlerde, şefaat konusuna temas edilir ve farklı üslublarla bu anlayışlar reddedilir.
Sûr’a üflenir ve Allah’ın dilediği kimseler dışında göklerdeki ve yerdeki herkes ölür. Sonra ona bir daha üflenir, bir de bakarsın onlar kalkmış bekliyorlar. (Zümer 68)
Bu ayette Allah’ın dilediğinden başka herkesin öleceğinden bahsediyor. Biz şimdi bu ayetten hareketle bazı insanların ölmeden mi ahirete intikal edeceklerini ve dirileceklerini anlayacağız. Bunu Seyyid Kutup şöyle açıklamıştır:
“Bu istisna kesinlik ve katiyyet ifade eden her yerde yine de Allah’ın iradesinin hudutsuz ve engin olduğunu belirtmektedir. Katiyyet ve va’din ötesinde, O’nun bağımsızlığını ifade etmek için kullanılan bir istisnadır.” (Seyyid Kutub, Fî Zilâli’l-Kur’ân, VI, 3511)
Daha açık bir ifadeyle konuya temas eden Hasan Hanefî’nin de isabetle belirttiği gibi, şefaat düşüncesi çoğunlukla reddedilerek, bu noktadaki etki ve yetkinin bütü­nüyle Allah’a ait olduğu vurgusundan sonra, kendi rızası ve iznine bağlı bir şefaatten bahsedilmesi, gerçekte istihzâî bir tarzda bu tür düşüncelerin topyekün reddedilmesine dair Kur’ânî bir üslubtur. Çünkü şefaat anlayışı, reddedilmesi gereken o kadar açık bir husustur ki, ayrıca yeni bir delille reddedilmesine gerek yoktur. (Hasan Hanefî, Mine’l-Akîde İle’s-Sevra, IV,422)
Kendi sunduğu Allah ve ahiret tasavvuruna uygun bulmadığı için kaldırmak istediği ve fakat diğer tüm emir ve nehiylerinde uyguladığı tedricilik, anlatımda çeşitlilik, gerekçelendirerek reddetme gibi usullerin her birerlerini değişik vesilelerle kullanarak Kur’ân’ın devre dışı bıraktığı bu anlayış, maalesef değişik sebep ve yollarla yeniden Müslümanların gündemine girebilmiştir.
Kur’an’da esas olan husus; Allah’ın yegâne hâkim ve hakem olduğu, insanın ise bir nefer olarak, tek başına bütün yapıp ettiklerinin hesabını verme noktasında olduğudur.
(Salih Yolyapan)
Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
124 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın