Allah,insan,islam,inanç,müslümanlık,islami bilgiler
 

Kurban kesmenin insan ve toplum davranışlarına etkisi ve kesmeyen toplumların oyunlarındaki dehşetler! Boks, Futbol, boğa güreşleri, pankreas, tayland boksu, otomobil yarışları, ateş, kan, ölüm, ve insanın hayvanlaşması…

İSLAMİ YAZILAR Add comments

Kurban’ın ilk insandan itibaren var olması onun bir dini hüküm olması yanında  sebeplerinde anlaşılmasını gerekli kılmaktadır. Özellikle İbrahim (as) olayında bir insanın yerine bir koçun feda edilmiş olması adeta bir insan nüfusunun korunarak artmasının amaçlandığı şeklinde anlaşılabilir.
Kesilme filli kan akıtma tavrına dalalet eder. Bu noktada akacak kan önem kazanır. Bu akacak kan koçun kanı olduğunu göre akmayacak kan olan İsmail’in kanına yani ( insanın kanına) denk olmuş olur.

Bu durumda “Hz. İsmail hayata dönmüştür” önermesi mantıki açıdan şu önermeleri de beraberinde getirir.

-“Hz İsmail daha uzun seneler yaşamıştır”
-“Hz İsmail’in nesli devam etmişti”
- Hz İsmail tekemmür etmiş ve peygamber olmuştur”

Özet olarak kurban kesilmesi ile Hz İsmail uzun ömürlü olmuş nesli çoğalarak devam etmiş, uzun ömürlü olmakla manen tekamül etme imkanı bulmuştur.

Bunu tersinden düşünürsek İsmail (as) kurban edilmiş olsaydı genç yaşta ölecek, ondan gelecek nesiller de onunla beraber kurban edilmiş olacaktı ve Hz İbrahim’in bizzat oğlu İsmail den gelecek nesli yine onunla beraber yok olup gidecekti. İlave olarak çocuk yaşta öleceği için tekamül etme imkanı bulunmayacak, tekamül yarıda kalacak ve sonuç olarak da peygamberlik bahis konusu olmayacaktı.

Sonuç olarak insanlar uzun ömürlü olacaklar ve nesiller çoğalarak devam edeceklerdir. Nihai sonuç olarak bir cemiyette kurban kesilmesi o cemiyette nüfusun artmasına sebep olacaktır.

Nüfusun nasıl çoğalacağına ilişkin iki önerme şöyledir.

-Kişiler gerilime düşmezler
-İnsanlar, kan dökmekten sakınırlar.

Şayet cemiyet kişiye devamlı bir gerilim veriyorsa, bu gerilim kişiler arası ilişkilerde kendini gösterir. Nitekim cemiyet içerisinde çıkan kavgalar, dövüşler, vurmalar, kırmalar, cinayetler, intiharlar, her türlü suç işlemeler hepsi belirli bir gerilimin bir haddi aşması sonucudur.

Bunu aksine şayet cemiyet kişiye hayatı sürdürebilmek için lüzumlu olan makul bir gerilimin üstünde bir gerilim vermiyorsa böyle bir cemiyette kişiler arası ilişkilerde yumuşaklık ve esneklik sonucu öldürme yaralama vb vakalar azalacaktır.

Özellikle sevginin aktarımında toplumsal değer yargıları ile birebir temas dediğimiz tokalaşmak, yanakları değdirerek öpüşmek, arkadaşının koluna girmesi, sırtını sıvazlaması, küçüğün başını okşaması gibi fiziki temaslar sevgi aktarımının en önemli ögeleridirler. Japon toplumunda emir baskın bir yapı beraberinde fiziki teması da önlemekte ve örneğin; beş yıl Amerika da doktora yapan bir Japon kızı anne ve babasıyla karşı karşıya geçiyor üç metreden ellerini kavuşturup eğiliyor ve bir saygı sözcüğü ile iş bitiyor. Hiçbir temas yok.

İnsanın gerilim anında hedef olarak karşıdaki kişiye yönelemese kendini hedef seçer. Bu bir gerilimin hedef almasıdır. Bu yüzden Japonlarda emredici toplum olmanın yanında temassızlığın etkisizliğiyle insanın hedefi kendisi olarak seçmesiyle harakiri denen intiharlar çok büyük boyutlara ulaşmaktadır.

Kurbanın Prensipleri

Kurbanın başlangıçta iki prensibi dikkat çeker:

-“ Kan akıtmak vaciptir”
-“ Et dağıtmak sünnettir”

Bu tanıma göre bir kimse kurban kesse ve kurbanın eti elde olan veya olmayan sebeplerle zahi olsa ve böylece hiçbir canlının işine yaramasa bu takdirde kurbanı yeni kurbandır. Zira durumlar böyle bile olsa kurban ibadeti yerine gelmiş vacip ifa edilmiştir.

Yukarıdaki bu önemli tespitler iyi anlaşılınca; kümes hayvanlarını niçin ve neden kurban edilmedikleri daha iyi anlaşılacaktır. Kümes hayvanları kurban edilmezler çünkü onlardan akacak kan, insanda mevcut bu içgüdüye tatmin sağlamayacaktır. Yoksa onların cüsselerinin ufak ve dolayısıyla etlerin az olmasından değildir. Zira Et, kurbanın ilk ve daha sonraki hedefleri arasında değildir. 

Halbuki günümüzde sosyal muhtevası öne çıkarılarak cemiyette sosyal dayanışmaya yönelik unsuru öne çıkarılmaktadır. Bu anlayış kurban kavramını daraltıcı sadece et yeme bayramı haline getirerek sınırlandırmaktadır ve asıl amacından uzaklaştırılmış olmaktadır. Kurbana ilişkin sorunların bu bakış açısıyla yorumlanmaya çalışması da içinde çıkılması zor ikinci bir yanlışlar zümresini ortaya çıkaracaktır. Eğer böyle olursa etten ziyade ilaca ihtiyacı olan bir kimseye ilaç alıp vermenin kurban yerine geçmesi icap edecektir. Halbuki ilaç bedeli asla kurban yerine geçmez. Bu sözlerimizle kurbanın infak yönü küçümseniyor zannedilmemelidir.

Bir diğer yönden iktisadi olarak meseleye bakıldığında ortaya çıkan para arzı ve devri  küçümsenmeyecek önemli boyutlardadır. Bu tavır hayvan yetiştiriciliğini teşvik ve iyiye de prim anlamı taşır. Ancak kurbanı sadece bir iktisadi yönüyle tanımlamak da yanlış olur. Kurban, iktisadi bir tavır değildir.

Eğer böyle olsaydı kurban kesmek yerine fakire verilecek parayla bu fakirin kasaptan et alması suretiyle bu amaçlar gerçekleşmiş olabilirdi. Bununla da piyasaya para arz edilmiş olabilirdi pekala. Üretim ve tüketim de armış olurdu. O zaman sadece geriye bir kurban külfeti ortada kalırdı. Halbuki bütün bu et ve teferruat olan şeyler, gerçekleşmiş ulvi bir gayenin tahakkukunun sonrasında imkanların zayi olmaması içindir.

Kuran-ı Kerim bugünkü psikologların özellikle Freud insan konusundaki tespitinden bin üçyüz yıl önce tereddüte mahal bırakmayacak şekilde kendi veciz üslubu içinde beyan ediyordu:

“ (Ey habibim), o vakti hatırla ki Rabbin meleklere, – ben yeryüzünde ( hükümlerimi yerine getirecek) bir halife ( bir insan) yaratacağım, demişti. Melekler de – biz seni hamdinle tesbih ve noksanlardan tenzih etmekten olduğumuz halde, orada fesat çıkaracak ve kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın?, demişlerdi. Allah, – ben sizin bilmeyeceğiniz şeyleri bilirim, buyurdu .

Yukarıdaki ayette meleklerin insanlar için “ kanlar dökeceklerdir” tarzındaki hükümleri son derece önemlidir. Burada hüküm, hükmün iç yapısından gelmektedir. İkinci olarak “Kanlar” dökeceklerdir şeklindeki hükümde “Kanlar” kelimesi öznedir ve çoğuldur. Hüküm; “ Kan dökeceklerdir” şeklinde değil de “Kanlar dökeceklerdir” şeklinde gelmiştir. Yani özne çoğul olarak gelmiştir.

Burada ilk akla gelen ihtimal “Kanlar” çoğulunun “Çok kan dökecekler” manasına mübalağa ifade etmesidir.

İkinci olarak daha kapsamlı ve şümûlü mükemmel bir yorumu büyük alemlerden es-Seâlibî’de  görüyoruz. Anılan eserin kanlarla ilgili (ed-Dima) adlı maddesinde şöyle demektedir. “Arap lisanında vücuttaki her uzuvdan (burun, iç organlar, sırt, vs.) akan kana başka başka adlar verilmiştir. Kanlar manasına gelen ed-Dima kelimesi, vücuttaki başka başka organlardan akan başka başka kanların hepsini birden şümûlü içine almaktadır”

Es-Seâlibî’nin bu muhteşem tespiti konuyu bütün yönleriyle izah etmektedir. Zira boks maçında burnundan akan kan, boğa güreşlerinde ve düelloda iç organdan akan kan, kırbaç darbeleriyle sırttan akan kan bir yerde aynı olmakla  beraber bir yandan da insanlara farklı ve değişik tatminler sağlayacaktır.

Kurban Kesmeyen Medeniyetlerde Kan Dökme
1-Spor, Saldırganlık ve Kurban

Kurban kesmeyen medeniyetlerde kan akıtma ve can yakma tarzında tezahür eden sporlar ve bu istikamette şekillenen insan davranışları yaygın bir tablo oluşturur. Bu medeniyetlerde insan-hayvan ilişkisi olarak ortaya çıkan aşırı tavırlar kurbanın bir benzeri olarak ortaya çıkarlar.

2-Sonucu ateş, kan ölüm olan spor türleri :

a)Boğa güreşleri :

Boğa güreşleri asırlardır yapıla gelmekte ve bundan sonrada devam edeceği anlaşılmaktadır. Bu güreş türü İspanyolların şiddet kültürü içerisinde önemli bir yer tutar. Boğalar dağlarda insan ayağı değmeyen yerlerde vahşi surette yetiştirilirler, zamanı gelince güreş yapılacak yere getirilir hantallaşmasın diye aç susuz bırakılır her vesileyle sık sık rahatsız edilerek sinirlendirilir ve kızdırılır. Güreşe çıkacağı esnada artık havyan çok tedirgin bir haldedir.

Matador yardımcıları hayvanı arenada bir uçtan bir ucu koşturup ellerinde ki pelerinle onları daha saldırgan hale getirip çekilip çıkarlar. Bu sefer gözleri sıkıca bağlı olduğu halde atlar ve ellerindeki kargıyla binicilerin arenaya gelirler. Ellerindeki kargıyla hayvanı delik deşik etmeye uğraşırlar. Son derece canı yanan kimseye kötülük yapmamış bu masum hayvan binicilerine gücü yetmeyince atlara hücum eder ve hırsını günahsız atlardan alır. Karnı parçalanan kan revan içindeki atlar toz toprak içinde debelenirken koruganların arkasında bekleyen yardımcılar bu hayvanları karınlarını çuvaldızla canlı canlı dikerek tekrar boğanın boynuzlarına gönderirler… ölünceye kadar…   

Daha sonra bir inek getirilir. Boğanın bunu aşması beklenir bunu mütakip yeni tahrik edilir ve tekrar eski haline getirilir. Sonunda boğa bu halleyken arenaya matador çıkar ve güreş iki ihtimalden biriyle nihayet bulur.

Ya boğa ölür ve arka ayaklarından bağlanarak sürüklenip götürülür ki buda orta çağdaki ayaklarından sürüklenen öldürülmüş engizisyon mahkemeleri sanıklarına  benzer.

Ya da az bir ihtimalle bir matador boğanın boynuzları altında can verir.

b)Boks :
Boks maçları da sonucu itibariyle boğa güreşlerinden hiç de az tehlikeli daha az dehşetli ve daha az ürkütücü değildir. Arenada ki hayvan kanı yerine ringlerde insan kanı dökülmektedir. Amerika da boks adeta bir sanayi dalını andırmaktadır. Bu maçlarda insanların daha çok para ödeyerek ringin en yakın etrafında bulunmak istemeleri gerçekten düşündürücüdür. Orada ne bir manzara seyri, ne bir musiki notalarına yakınlık, ne bir harikalar diyarı ne de bir sanat eseri seyredilecektir. Bu açık bir vahşete ve ondan zevk almaya bilet almaktır ve yakın olmaktır. Çünkü bilenmektedir ki bir kuvvetli bir zayıfın mutlaka ezecektir. Gittikçe zayfılamak tükenmek vücudun da daha çok darbenin net bir şekilde indiğinin görülmesi seyredenlerin zevkini artıracaktır. Neticede taze kan kokusu ve arkasından gelen beyin sarsıntısı onun arkasından kayan gözler ve donuk göz bebekleri ve çaresizliği görmek ve diz üstü çöküş sırasında kişinin kendini galip olanın yerinde hissetmesi doğrusu büyük bir zevk. İşte ringe yakın olmanın kutsal gerekçeleri.

Buradaki felsefe tamamiyle üstün insan kavramına uygun bir tanımlamaydı. Çünkü batı medeniyetinde zayıfa yer yoktu bütün hak kuvvetlinin ve bütün itibar kuvvetliye idi. Bütün gözler ve gönüller omuzlarda ki kahramana idi. Halbuki yolda ve başka bir yerde bir kimsenin bir başka kimseyi öldürmesi ceza alıyor fakat on birlerce kişi önünde insanı gurur ve haysiyetini on paralık edercesine bir saat eze eze, acı çektire çektire, döve döve, öldüren kişi kahraman oluyordu.

3-Diğer spor dalları :

Otomobil yarışları ateş, kan ve ölüm üçgeninden oluşur. Bu spor grek-roma medeniyetinde az çok farklarla benzeri tablolar daima tekrarlanır. İnsan davranışlarındaki kan akıtma, can yakma, vurma- kırma şeklinde tezahür edilen içgüdüler bulunur. Şekilden ziyade bu ifadelerin amaç olarak meydana gelmesi esastır. Grek medeniyetinde birde insan hayvan ilişkisi şeklinde aç bırakılmış hayvanların eline hiçbir şey verilmeyen insanları parçalamaları büyük bir zevkle seyirciler tarafından seyredilirdi.

Eski Roma’da birde yağlı mermer üzerinde yağlı güreşler tertip edilirdi. Güreşirken ayağı kayarak dengesini kaybedip düşen öbür esnada eli, ayağı, kolu, bileği kırılan güreşçiler olurdu. Bazen da güreşçilerden birisi diğerine kaldırıp beyin üstü vurarak kafa tası yağlı mermer üzerinde kan revan içinde parçalanırdı. Yani kan ceset ve insan ve bundan büyük bir zevk alan seyirciler, insanlar… insanlar.

Pankreas güreşçileri bu anlatılanın en önemli günümüzdeki temsilcileridir.

Çıplak yumruklarla yapılan Tayland boksu güreşin ve boksun bütün dehşetini üzerinde toplar.

Roma’da esirler ellerine silah verilerek birbirlerini öldürmek zorunda bırakılırlardı. Bundan başka altında ateş yanılan yağlı direkler üzerinde insanlar birbirlerini öldürmeye zorlanırlardı. Bunun devamlılığı için gladyatör okulları meydana getirildi.

Bir Roma vatandaşı sevdiği kadına kendinden bir şey vermek istediği zaman onunla bu okullardan birine gider, gladyatör tutar bunları dövüştürürdü. Bunlardan öleni sevgilisine kurban olarak adamış olurdu. Boğa güreşlerinde matadorun boğayı öldürdükten sonra kulağını kesip ithaf ettiği kimseye vermesi gibi.

Roma’da ayrıca araba yarışları yapılırdı. Kazanmak için her yol mübahtı.

– futbol, gergin takım, gergin seyirci, seyirci ulaşamayınca küfür hakaret, el kol , şişe, taş, ne varsa fırlat. futbolcu var gücüyle yüklenir, fileyi yırtmak ister, gittikçe kontrolden çıkar, sakatlamaya başlar, çaktırmadan serbest hareketlere yönelir, bunlar seyirciyi tahrik eder, seyirci kimseye vuramayıp ulaşamayınca setlerden dolayı, en yakınındakine sataşmaya başlar, maçtan sonra da suçlu suçsuz ayırmadan saldırı devam eder, takım tutmak aslında hangi cani guruptansın anlamına gelir. hakemin adaletsizliği bir tırmanışa vesile de olur. asıl amaç ezmektir. takımı galip gelirse üstün ırk kavramının prototipi yaşanır ve ezmakten sadistçe mutluluk duyulur. ezilenler kişil,ik kaybına uğrar. kesin bir suçlu bulunarak seyircinin taraftarlığının devamı sağlanır. bunu medya yapar. medya satacağı gazete için seyirciyi korumak ve gazeteyi satmak zorundadır. bu yüzden başarısızlık antrönöre, başkana, bir tek kaleciye, şeklinde somutlaştırılır. futbolda temel argüman vurmaktır. daha hızlı vurmak..

yukarıda sayılan oyunların hiç biri İslam’da yoktur. islamda yoktur, islamda yoktur..İSLAMDA YOKTUR…

bu yüzden ahi kul ahmed HİÇ BİR TAKIM TUTMAZ….

iyi oynayan kazansın demek bile bir suçun bir tarafından tutmakla eş anlamlıdır. bu dünyaya sizden önce futbol geldi diye illa birini tutmak zorunda hissetmek örneğin kendi şehriniz takımı ne kadar masum görünüyor değil mi.. asla doğru değil, suçun hafifi olmaz, içkinin azı gibi…

hiç kimse şu takım taraftarlığının kaç insanda şizofreniye yol açtığını araştırmıyor… kimbilir kaç kişi şizofren şizofren aramızda dolaşıyor???  doğası vur kır öldür olan bir oyunu islah etmek aslanları şehrin içine salıp birlikte otobüse binin demek gibidir.

Kuran’ı Kerim’de Firavun için o zulmediyordu ve halkı da o zulme rıza gösteriyordu diye ifade edilir. işte bu tür insan tabiatı ile bağdaşmayan adı spor olan bu işlerde her yenene oynayan firavun değildir elbette lakin onun hazzını duymadığını kimse söyleyemez.. her yanilen de devamlılık göstermesi ile orantılı olarak mazohist bir duyguyu gittikçe yaşar aslında.. bu ülkede üç tana takım sürekli galip getirilir ve her büyümekte olan çocuğun bu üç takımdan biri olması sağlanır.  bu takımlar sürekli galip getirildiği için bu takımların galibiyetleri yenilgiye göre daha fazladır ve gençler adı konmadan SADİST YETİŞTİRİLMEKTEDİR denilebilir… işte bu duyguları baskın olan gençlik artık tutulamaz hale gelir ve fair play gibi artistik sloganlarla kendi vahşileştirdiği kaplanlara suhulet şarkısı söylemeye kalkarlar…

ilginç olan şu ki galip gelenin psikolojik bozulması mağluptan daha fazladır aslında.  cenabı Hak insanı fıtrat olarak kardeşlik ve dayanışmaya uygun yarattı. dinin insana uygun bir fıtrat olması bundandır. işte her galibiyeti eğer Allah’ın bir rızasına bağlamazsanız bundan nefis hem de haddini abartarak aşarak pay almaya kalkar ki sonu karşıyı önce ezmek sonunda da öldürmektir.  bunlar nefsin temel özelliğidir.

bu yüzden biz şiirimizde şöyle dedik.. “dost dosta değil, dosttan dosta bakar… alır rahmet döner halka nur saçar” dedik..

sorarım size hangi maça giderken Allah rızası için gidiyorsunuz??? bütün bu sayılanlar insan fıtratına aykırıdır.. kişinin dozu kaçırması halinde imanı bile zedelenebilir. çünkü iman kardeşliği gerektirir. “….. birbirinizi sevmedikçe hakkıyla iman etmiş olazsınız” buyuruldu Hadisi Şerifte…..

ahi kul ahmed  hepinizi kardeş bildiği için ümmeti zedeleyen her şeyden kendini beri tutar. o sizi çok sever çok sever çoooook çok..

Leave a Reply